KURT KUZUYU KAPTI, BİZİMKİ SAMANLIKTA YEM ARIYOR!
Hani eskiler der ya; “İnsan ölür kalır eseri, eşek ölür kalır semeri…” Bizim Seyitgazi’nin kaderi de laf üretenler ile iş üretenlerin arasında sıkıştı kaldı.
Geçen gün bizim Lütfü Yüksel’in Odunpazarı’ndaki o tantanalı Nurten-Lütfü Yüksel Alzheimer Merkezi açılışını takip ettik. Bir Seyitgazili olarak göğsüm kabardı kabarmasına da, yanımdaki bizim ilçenin erkânını kuru kuru el şaklatırken görünce içime bir öküz oturdu, Tepe m attı.
Sonrası bazı kişilerle görüştük Herkes birbirine bakıp fısıldaşıyor, yılların sitemini kusuyordu: “Yahu bu adamın devasa fabrikaları bizim topraklarda, gücünü bizim sırtımızdan alıyor; neden Seyitgazi’ye bir okul, bir cami, bir düğün salonu yapmıyor da gidip başka ilçeyi ihya ediyor?”
Düşündüm...
İşin aslı sonradan bana öyle bir dank etti ki, turnayı gözünden vuracak o acı gerçeği ancak idrak edebildim. Durun hele, faturayı hemen Lütfü Ağa’ya kesmeyin! Ortada öyle bir basiretsizlik var ki, iğneyi başkasına batırmadan önce çuvaldızı bizim Şehrül-Emin’in koltuğuna saplamak farz oldu.
Biz Lütfü Yüksel’i baştan aşağı “Hayırsever” biliriz, tescillidir. Ama bizim Şehrül-Emin ondan fersah fersah daha “HAYIRLI” çıktı! Çünkü adamın vizyonu, misyonu, belediyecilik şiarı baştan aşağı tek bir kelimeden ibaret: “HAYIR!”
Önce bakın hele şu memleketin tecellisine, şu ince ironiye bakın:
Lütfü Yüksel’in “Hayır”ı: Memleketi ihya eder; yaşlıya yuva kurar, hastaya şifa kapısı açar, binlerce insana ekmek verir, arkasında silinmez eserler bırakır.
Bizim Şehrül-Emin’in “Hayır”ı: Önüne gelen projeyi elinin tersiyle iter, ilçeye değer katacak adamı bezdirir, yatırımcının şevkini kırar, gelen her büyük hizmete, işi düşen vatandaşa, personele peşinen “Hayır”ı basıp kapıdan çevirir!
Yani iki tarafta da bir “HAYIR” yarışı var ama biri sevap işlemek için çırpınır, diğeri ise vizyonsuzluktan, ufuksuzluktan, korkaklıktan memleketin önüne takoz koymak için!
Yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim; Seyitgazi’de neredeyse fabrikasında çalışmayan adam bırakmamış koca çınar Lütfü Yüksel’in de kendine göre bir yatırım felsefesi var, adam tüccar. “Ben buraya koca fabrikaları kurdum, yüzlerce insana ekmek kapısı açtım, çiftçinin ayçiçeğini aldım. Benim hayrım istihdamdır, gerisini de devletle belediye yapsın” diye düşünüyor. Seyitgazi’yi “üretim ve kazanç merkezi”, Eskişehir merkezini ise “sosyal hayrat ve prestij merkezi” olarak ikiye ayırmış. Kafası böyle çalışıyor.
İyi de a benim Şehrül-Emin’im, Yenikentli hemşehrimiz Kazım Kurt bu felsefeyi bilmiyor mu? Bal gibi biliyor! Ama adamda vizyon var, adam siyaseti "Kurt" gibi bilir, soyadını boşuna öyle koymamışlar. Odunpazarı Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi duruyor mu? Adamlar yan gelip yatmıyor; hayırseverin önüne hazır projeyi koyuyor, en güzel yerleri tahsis ediyor, arsadır bürokrasidir her kolaylığı sağlayıp akıcı bir diyalogla, güven ve samimiyet köprüsüyle adamı ikna ediyor.
Elin oğlu altın yumurtlayan tavuğu bizimkinin kümesinden kaptığı gibi Odunpazarı’na götürüyor, iki devasa yatırımı tıkır tıkır alıyor.
Peki bizimki ne yapıyor? “Armut piş, ağzıma düş!”
Sen eski futbolcusun bilirsin... Doksanıncı dakikada öyle bir gol atıyorlar ki bizim kaleye, sen atılan golü ağzın açık ayakta alkışlıyorsun...
Vizyon dediğin şey bizimkine hiç uğramamış ki; önüne atılan iki gram yemle, günübirlik ufak tefek işlerle, iki metre kaldırım ve sokak süpürmeyle uğraşırken elin oğlu koca hayırseveri bağlamış, pastayı dilimleyip götürüyor.
Varsa yoksa mazeret: "Eee Seyitgazi’nin nüfusu az, adam ölçek ekonomisine bakıyor, yatırımı merkeze yapıyor."
Yahu nüfus az diye bu ilçenin insaniyet hakkı da mı az? Bu ilçenin kapalı pazar yerine, düğün salonuna, misafirhaneye, kültür merkezine, gençlik, kadın merkezine kreşe ihtiyacı yok mu? Hiç kafanı o gündelik küçük hesaplardan kaldırıp da bu işin muhasebesini yaptın mı?
Sanmam...
Protokol koltuğuna ilişip fotoğraf çektirmekle, ayaküstü boş laflarla belediyecilik dönmüyor. Kendi bir şey üretemediği gibi, üretene ve yaptırana da adeta köstek olunmaz! En kolay belediyecilik ne de olsa; gelene "İmkan yok, bütçe yok, mevzuat elvermiyor" deyip kestirip atmak, yani "Hayır" demek!
Geçsene adamın karşısına! Öpsene o mübarek elini! Desene: "Lütfü Amca, Lütfü Ağabey, kurban olayım bak fabrikaların burada, başımızın üstünde yerin var. Al sana ilçenin göbeğinde en güzel arsayı bedelsiz tahsis ediyoruz. Doğru dürüst kapalı pazar yerimiz yok, düğün salonumuz yok, tarihi han hamam dökülüyor, arazözü eksik, parkı, durağı, okulu, hastanesi, lojmanı, camisi yetersiz... Gel şu memleketine bir imza daha at, bir çivi daha çak! Ne istersen şartını kabul ediyorum." İkna etsene adamı! Adını "Lütfü Yüksel Kültür Merkezi" koy, ilçenin en büyük caddesine adını çak, bir aşevi açtır! Ama sen bir büyüye, bir yatırımcıya hak ettiği hürmeti, esnekliği ve projeyi göstermezsen, o da senin o sığ vizyonuna bakar, arkasını döner ve "Uğurlar olsun sana" deyip rotayı tamamen dışarıya çevirir. Demek ki adam ilçede o idareci kumaşını, o değeri ve vizyonu göremedi; burada istenmediğini hissetti de kaçtı!
Vallahi bende bu ilçenin sorumluluğu olacak, ilk meclis toplantısında iktidarı, muhalefeti, tüm meclis üyelerini arkama takar, Lütfü Yüksel’in kapısına adeta çıkarma yapardım. Gönlünü alır, Seyitgazi için öyle bir proje kapardım ki, adamın yapacağı hayrın kırıntısı bile bizim ilçeyi ihya etmeye, ayağa kaldırmaya yeterdi!
Ah Ah...
Ama nerede o vizyon, nerede o yürek? Bizimki pazar yerinde fır dolanıp küçük işlerle avunadursun, elin oğlu koca yatırımları kapıp ilçesine vizyon katıyor. Vallahi bu gidişle ilçenin girişindeki tabelayı değiştirmek farz oldu. Yazalım oraya kocaman: “Yatırıma, Hizmete ve Vizyona HAYIR Kurumu!” diye başında zaten bizim Şehrül-Emin var... Mahçup etmedi, etmezde!!!
Elindeki koca çınarları, cevherleri işlemeyi bilmeyen, her hayırlı işe "Hayır" diyen yöneticiler yüzünden biz daha çok komşu ilçelerin açılışlarında el şaklatır, el alem gururlanırken biz sadece boynumuzu bükeriz!
Allah sağlık sıhhat versin Lütfü Yüksel ve ailesine umarız hayırlı işlere devam ederler. Aslında bir iki mevzu daha var bu açılışla ilgili de neyse AŞKAR sen sinir stres yapma diyorlar... Sustum!!!
Ama şimdilik...
AŞKAR