YÜZMEYE YÜZÜNÜZ OLSUN !!!

11 Tem 2026 - 23:27 YAYINLANMA

Yaz geldi, havalar ısındı; hani o meşhur destanımızdaki gibi sıcağı da severiz suyu da! Ne de olsa zamanında düşmanı denize dökmüş bir milletin evlatlarıyız, sudan korkacak değiliz ya! Bu sene maşallah yağmur bereketliydi, çiftçinin yüzü güldü, barajlar doldu taşar da… Gel gör ki, koca ilçede çocukların yüzünü güldürecek bir kulaçlık su yok! Elin oğlu aya gider, biz kaldık yaya;  bakıyor öylece dolup taşan baraja!

​Biz küçükken hayallerimiz büyüktü; hem suda yüzmek isterdik hem de bayramda kurban derisi yüzmek. Yüzmeyi mektepsiz, havuzsuz, dere tepe düz giderek sökebildik çok şükür ama kurban derisine bir türlü el alamadık, o zanaat içimizde ukde kaldı. Şimdiki çocukların ukdesi ise bambaşka.

​Eskiden okullar tatil olunca ya Kur’an kursuna koşulurdu ya mahalle maçına. Ya da büyükler tutardı elimizden, sanayideki kaportacının, köşedeki lokantanın veya mahalle kahvehanesinin esnafına götürürdü. "Eti senin, kemiği benim!" teslimiyetiyle, hayatın ayazını ve zorluğunu pişerek öğrenelim, keskin sirkenin küpüne zarar olduğunu yaşayarak görelim diye çırak verilirdik. Velhasıl, zor ama güzel günlerdi…

​Şimdi devir değişti, çağ atladık güya! Eğitim sisteminin o bitmek bilmeyen dertlerine bugün hiç girmeyelim, her koyun kendi bacağından asılır misali o yara başka zamanın konusu.

​Ama dur hele Şehrül-Emin,  gel seninle şöyle tarihin derinliklerine, o engin denizlere doğru bir yelken açalım. Biz ki koca Akdeniz’i Türk gölü yapmış bir ecdadın torunlarıyız. Osmanlı’nın o şanlı Kaptan-ı Deryaları denizleri fethederken lafla, yalan rüzgârıyla değil; vizyonla ve sarsılmaz bir adaletle yürüttüler o devasa donanmayı. Barbaros Hayrettin Paşa dediğin o koca levent, Akdeniz’in dalgalarıyla dalga geçerken arkasındaki binlerce yiğide bir güven aşılamıştı. O denizleri aşan gemiler inançla, liyakatle, sağlam bir ekiple yüzdü. Ya o dünya haritasını iğne oyası gibi işleyen Piri Reis’e ne demeli? Adım adım, karış  denizleri, limanları çizdi; ardında öyle bir miras bıraktı ki asırlar geçse de eskimez. Piri Reis o haritayı çizerken ufkunu geniş tuttu, fırtınaya bakıp gemisini limana bağlamadı, geleceği gördü!

​Şimdi biz o şanlı Kaptan-ı Deryaların mirasıyla övünürüz de, iş icraata gelince Seyitgazi’de bir karış suya hasret kalırız!

Söyle bana Şehrül-Emin; Barbaroslar, Piri Reisler koca deryalara hükmedip denizleri fethederken, sen üç tane yüzme havuzunun fethini mi gerçekleştiremiyorsun? Onlar koca okyanusları aştı, sen daha bizim çocukları şurada iki kulaç attıracak suya kavuşturamadın. Kendini kaptan ilan etmek kolaydır da, önemli olan arkandaki tayfayı, o çocukları susuz bırakmamaktır! 

Koskoca, tarihiyle övündüğümüz 51 mahallesi olan şu Seyitgazi’de, çocukların iki kulaç atacağı bir yüzme havuzu yok be kardeşim!

Yahu bu Seyitgazi’nin çocuklarının hiç mi yüzmeye hakkı yok? İllaki parası olan mı merkeze gitsin, parası olmayan sıcaktan kavrulsun mu? "Parayı veren düdüğü çalar" devri belediyeciliğe de mi sıçradı yoksa?

​Aslında Santral Park tesislerinde bir havuz var var olmasına ama… Kaderine terk edilmiş, atıl, adeta kendi derdinde eriyen bir metal yığını gibi bekliyor. "Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" demiş atalarımız; koskoca havuz bakımsızlıktan viraneye dönmüş.

​Hadi orayı geçtim; Kırka’ya, Seyitgazi’ye ve Doğançayır’a üç tane havuz yapmak çok mu zor, çok mu büyük bir vizyon? Dağ fare mi doğurdu yoksa, iki beton döküp su doldurmak gözünüzde bu kadar mı büyüdü? Piri Reis o kısıtlı imkânlarla dünyayı çizdi, sen elindeki onca iş makinesiyle üç tane havuzun temelini atamadın!

​Ha, baktın ki olmuyor, "Ben bu işi beceremeyeceğim, yapamayacağım" diyorsan, o zaman sana Aşkar’dan altın değerinde bir tavsiye: Git şu bizim şimdiki Spor Müdürüne deyiver! Hani şu belediyede her fırsatta arkasından konuşup, bana yana yakıla "Kalın bize koca bir borç bıraktı" diye dert yandığın önceki başkan var ya, işte ona! Çık tam karşısına, gözlerinin içine baka baka, yüzüne karşı de ki: "Yahu Başkan, senin yüzünden belediyede borç içinde yüzdüm durdum; madem öyle, şu yüzme havuzunu da gel sen yapıver!" De ki şu ilçe hiç değilse borç içinde değil, düzgün bir havuzda yüzsün! 

Seni gidi seni!!!

​Yahu madem havuz bütçesini aşar, madem koca ilçeye üç tane havuzu kondurmak senin harcın değil, o zaman sana bir "Aşkar pratikliği" daha yakışır: Madem koca Kaptan-ı Deryaların torunlarına bir havuz çok görüldü, bari meydanlara birer tane çamaşır leğeni al koy! Üstüne de "Şehrül-Emin Su Sporları Kompleksi" yazarsın, olur biter! Çocuklar da sırayla girer, hiç değilse çimerken paçaları ıslanır. Koca denizleri fetheden ecdadın torunlarına havuz lüks geldiyse, plastik leğende olimpik yüzme rekorları kırdırırız artık, ne yapalım!

​Şenliklerde dünya kadar bağış toplanıyor, adeta akar sular gibi para akıyor. Çıkıp deseniz ki: "Ey halkım, bu şenlikten artan ücretlerle çocuklarımıza havuz yapacağız!" İnternet sitemizden de kim ne kadar bağış yaptı nerelere ne kadar harcandı açıklayacağız! Kötü mü olur? Dedik ya, bu memleketin Lütfü Yüksel gibi değerlerini, hayırseverlerini küstürmeyin!

"Ağaç yaşken eğilir" derler, bu çocukları spora, suya yönlendirmek için verin bu insanların isimlerini havuzlara, onore edin. Hem çocuklar sevinsin hem de her fırsatta mangalda kül bırakmadığınız o "sosyal belediyecilik" anlayışı gerçekten bir kazansın.

Hatta sadece çocuklar da değil; hanımefendiler, beyefendiler de haftanın bir günü gitsin, serinlesin, yüzsün.

​Çok mu zor Allah aşkına? Ekip var, takım var, taklavat var. Malzeme dersen gani; un var, şeker var, yağ var… Ama helva yapacak aşçı nerede?

Yoksa "gemisini kurtaran kaptan" deyip sadece kendi postunuzu kurtarmanın, kendi gölgenizde serinlemenin mi derdindesiniz?

​Ama sende haklısın; baş ayağa hükmedecek ki vücut yürüsün…

​Eğer niyet, amaç hizmet olursa, o güven bir tesis edilirse, lafla peynir gemisi yürütmeyi bırakırsanız, değil aylar yıllar, 1 haftada o havuzlar kondurulur oraya. Barbaros’un donanması gibi dimdik ayağa kalkar o tesisler! Ama yok, "Önce dümen, sonra hizmet" derseniz… Buyur kaptan, dümen de senin koltuk da senin! Çul içinde aslan yatar derler, bu sessiz halk günü gelir hesabını sorar. 

​Şunu hiç unutma Şehrül-Emin: Gün gelir devran döner, makamlar biter, sen gidersin ve birileri gelir o havuzları elbet yapar. Rüzgar eken fırtına biçer. Yarın bir gün o çocukların, halkın karşısına çıkmaya, o sularda serinlemeye "yüzün olsun" istiyorsan, bugün o havuzları yapacaksın!

​Hadi bakalım,  sağlıcakla… Sen burada dümende otururken, bu sıcakta Aşkar’a birkaç gün müsaade! Şöyle serinleyecek bir yer arayacağım kendime; Seydi Suyu mu olur, Çatören Barajı mı olur, gidip bir bakacağım başımın çaresine. Çocuklar leğene, Aşkar baraja… 

AŞKAR

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: