Portreler ve Küskünler İmparatorluğu!

28 May 2026 - 00:12 YAYINLANMA

Efendim, şehir dışında idim emmimin evinde Boğaz’a karşı derin derin bakıp, şekerli kahvemi içip, biraz dinleneyim derken Antik Çağ’ın Nacoleia’sına daldım gitti..

Bakmayın siz bana…

Ne zaman ne yapacağım belli olmaz!

 Memleketten bir rüzgar esti mi, kendimizi birden Seyitgazi’nin o bildik sokaklarında buluruz. Nitekim dayanamadım, Seyitgazi Haberci sayfalarında memleket havadisi aramaktan gözlerim bozulacağına, "Gidip yerinde bir memleket havası alayım" dedim ve attım kendimi ilçenin yollarına.

​Atmaz olaydım! İstanbul’un o güzel deniz havasından sonra, ilçenin o meşhur tozu dumanı boğazıma bir yapıştı ki sormayın… Başladı yine bizim o eski inatçı gıcık! Üstelik yollar da ne öyle köstebek festivali mi vardır nedir? 

Koştur koştur, soluk soluğa kaldım... Yaş kemale ermiş, bu garip Aşkar’ı peşlerinden koşturuyorlar. Ama ne için koşturdum? Elbette 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı coşkusuna yetişmek için! Gözlerim yollarda, nefesim nefesimde, nihayet stadyuma kendimi dar attım...

​Sezar’ın Hakkı Sezar’a, Müdürümüz "Ümit" Vaat Ediyor Ama...

O eski anılar canlandı!​Hakkını teslim edelim; saha mükemmel, tesisler pırıl pırıl olmuş. Öğrencilerin o cıvıl cıvıl enerjisi, organizasyonun güzelliği gözlerimi yaşarttı. "Helal olsun" dedim içimden, memlekete yakışır bir iş çıkmış. Gençlik ve Spor teşkilatımıza, okullarımız öğrenci ve idarecilerimize bu güzel etkinlikler ve pırıl pırıl tesisler için kocaman bir teşekkürü borç biliriz; emeklerine sağlık...

​Lakin… Ah o içimdeki fikir işçisi damarı yok mu? Şöyle bir etrafı süzeyim dedim ve maalesef iki şey beni derinden üzdü, neşeme gölge düşürdü.

​Birincisi; hani o bizim çocukluğumuzun, gençliğimizin iğne atsan yere düşmeyen milli bayramları nerede? Vatandaşın ilgisi o kadar azdı ki, tribünlerdeki o tenhalığı görünce içim cız etti. "Ah ah, nerede o eski bayramlar, nerede o eski heyecanlar?" diye hayıflanarak tribüne oturdum.

​İkincisi ise tam bir trajikomik vakaydı! Tam aşağı yukarı karşıya bakıyordum ki, gözüme tel örgülere asılı bir portre ilişti. "Yahu," dedim, "bu sima yabancı değil ama dur bakalım…" Gözlüklerimin camını mendilimle iyice bir sildim, gözlerimi kıstım, bir daha baktım. Gözlerime inanamadım! Tel örgülerde boylu boyunca, eski Gençlik ve Spor Bakanı Muharrem Kasapoğlu’nun portresi sallanıyor!

​Yahu kabine değişeli, köprünün altından çok sular akalı kaç zaman olmuş? Mevcut spor bakanı koltuğunda oturuyor ama bizim ilçenin tel örgülerinde hala eski bakanın rüzgarı esiyor.

​Şimdi birisi çıkıp İlçe Spor Müdürümüze bu durumu hatırlatsa, kötü mü olur yahu! Sağıma soluma sordum; müdürümüz için "Çalışıyor, ilgileniyor, baksana şu sahanın güzelliğine" dediler. Yiğidi öldür hakkını yeme, tesis güzel de müdürüm, bu detayı nasıl atladın? Eski bakanın portresi orada öylece dururken, yeni bakanın yüzünü gören cennetlik... Muhtemelen bu iş beş dakikalık bir ihmaldir; arkasında bilmediğimiz bir durum varsa kimsenin günahını alıp yanlış bilgi de vermeyelim. Belki de bugüne kadar olaya bu açıdan, bizim bu tecrübeli gözlüklerin arkasından 'bakan' hiç olmamıştı. Müdürümüz ismi gibi gelecek için ilcemiz gençleri için "Ümit" vaat ediyor etmesine de,

Şu durumu biran çözer inşallah.. Hem bile isteye neden yapsın ki? 

Neyse Aşkar sen işine bak!

​Seyir Terası’nda Çay Bahane, Siyaset Şahane!

Karaörenli vefakâr dostumla Stadyumdan çıkıp yolların tozunu yutup boğazımızı iyice gıcık ettikten sonra, kalktık şöyle şanlı Battalgazimizin huzuruna çıktık. Dedik Seyir Terası’nda iki bardak demli çay içip memleketi seyredelim. Sağ olsunlar, dostlar bizi görünce masamız boş kalmadı, muhabbet koyulaştı. Eee, iki eski dost ve memleket sevdalısı bir araya gelince laf spordan döndü dolaştı, cuk diye siyasetin tam ortasına oturdu!

​Dostlardan biri bıyık altından gülerek, "Aşkar," dedi, "AK Parti İlçe Başkanı senin radarındaydı, epeydir izliyorsun. Nasıl buluyorsun gidişatı, söyle bakalım?"

​"Aman üstadım," dedim, "haddime mi düşmüş, biz kimiz ki koskoca başkanı tartalım?" dediysemde dinlemediler. "Hadi hadi, senin cebinde kesin iki çift kelamın vardır, dök bakayım içindekileri" diye sıkıştırınca, mecbur kalemi kelama döktük.

​Dedim ki: Bak başkan, doğru tedrisattan yol alır, büyüklerin tecrübesine kulak verirse bu iş olur; yok eğer "bildiğim bildik" derse, siyaset sahnesinde yok olur gider! Dile kolay, 51 mahallede teşkilatçılık yapmak her babayiğidin harcı değildir, zordur. Ama hakkını teslim edelim; Kelebek gibi uçuyor mübarek! Bir o mahalle senin, bu mahalle benim, arı gibi çalışıyor kerata. Çalışkanlığı gözümden kaçmaz, Aşkar kul hakkı yemez. Dedim ya, hala radarımda ama kulağıma takılan, gözümü tırmalayan şeyler de yok değil!

Sordunuz söyleyim

​Başkanın, ilçe binasına gelen gideni eksik olmuyor, maşallah da… O odadaki portre düzeni hiç yakışık almış mı Allah aşkına? Girdim, baktım ve gözlerime inanamadım. Bu ülkenin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şu anki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın portrelerinin hemen yanına kendi portreni asmışsın!

​Bu bana biraz abes, biraz da fazla cüretkar geldi. Muhakkak bir sevenin hediye etmiştir, eyvallah ama bakmakla görmek arasında dağlar kadar fark var başkan! Ben görünce ilk önce şaşırdım, sonra da içimden "Yahu ne oluyoruz?" dedim. Hani şimdiye kadar bu ilçede başkanlık yapmış isimlerin fotoğraflarını sırasıyla duvara dizer, kendi resmini de o silsilenin sonuna koyarsın, başımızın üstüne. Ama bu şekildeki bir dizayn, görsellik açısından şık durmadığı gibi, çok yanlış anlaşılmalara, "Kendini nerelerde görüyor?" dedikodularına meydan verir.

​Gerçi bu garip Aşkar’ın ne tahtı var ne tacı… Bu sadece benim tecrübeli bakış açım, olan olmuş bir kere. Bari ölçüleri ve hizalama ve simetrik boşluklar düzgün olsaydı! Yine de çalışmalarında başarılısın; ama unutma ki bu işler "hamdım, yandım, piştim" meselesidir. 3 yılda dolu dolu pişerek gelirsin inşallah, ama aman diyeyim o siyasetin dikenli yollarına dikkat et! Etrafındaki ufak sinekler mide bulandırtmasın!

​Şehrül-Emin’in "Küskünler İmparatorluğu"

​Tam ilçe başkanını böyle teraziye vurmuşken, masadaki üstadlardan biri derin bir "Ah!" çekti. Laf döndü dolaştı bizim Şehrül-Emin’e geldi.

​Yahu bizim Şehrül-Emin nerelerde yine? Kimleri küstürmüş, kimlerin kalbini kırmış ah bir bilseniz dedi… Vallahi böyle giderse yakında ilçede koskoca bir "Küskünler İmparatorluğu" kuracak! Ah ah…Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin! Hak, hukuk, adalet arayanlar kapısında çaresiz kalmış, ona oy verenlerin çoğu bin pişmanmış.. İlçenin üzerinde bir uğursuzluktur gidiyor.

​Millete öyle Tepe’den Tepe’den bakma! Yollarda sürat yapıp hız sınırlarını zorlayacağına, yanında olanlara, o yakın çevrene, o danışmanlarına biraz daha surat yap da etrafını iyi bir toparlasınlar!!! Bu aralar kulaklarım daha iyi duyar oldu. halktan gelen tepkilerin şiddeti iyice arttı! Seyitgazi, Kırka, Doğançayır rasathanelerinden gelen bilgilere göre artçıların ardı arkası kesilmiyor benden söylemesi. Hayatta bir kere büyük ikramiye çıktı diye, bir daha çıkar mı ? Siyaset şans mektubu değildir.

​Bayramlaşmak nedir sence? 363 gün küsüp 2 bayram elin başka yerde gözün başka yerde bayramlaşmak mıdır!

Sosyal medyada 2-3 kare fotoğraf dostlar düşmanlar alışverişde görsün?

Benim saz arkadaşlarımı öyle bir küstürmüşsün ki, her biriyle tek tek barışmaya kalksan, toplu sünnet şöleni gibi bir "Barışma Şöleni" düzenlemen gerekecek. Bak bu güzel icraat! Hem öyle bir kalabalık olur ki, Guinness Rekorlar Kitabı’na bile girersin vallahi!

​Nereden nereye geldik… Hani dedik ya yazının başında; Antik Çağ’daki Seyitgazi’yi, yani Nacoleia’yı düşünüyordum. O zaman bile kentin bir savunucusu, şehri koruyan kollayan liderleri varmış. Asırlar sonra bugün bizim Şehrül-Eminimiz ise… Ne kenti savunuyor, ne yaraya merhem oluyor; anca küskünler ordusuna yeni neferler katıyor!

​Hadi bakalım üstadlar, çaylar tazelensin, taşlamanın arkası kesilmesin! Biz buradayız, radarımız açık, gözlüğümüzün camı temiz!

2-3 Mevzu, daha var ama neyse...

En kalbi duygularımla İyi bayramlar...

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: