Seyitgazi Sahneleri: "Ağam Bizle Eylenir!"
Yahu yazmayım, etmeyim, şu tansiyonumu zıplatmayım diyorum ama nafile… Malzeme öyle bir önüme geliyor ki, elimde kalem, kağıdın başında buluyorum kendimi. Çizgimiz net dedik ya bir kere, susmak Aşkar’ın fıtratına yakışmaz!
Bizim Şehrül-Emin’e dönüyoruz, "Yol" diyoruz… Kulaklarında herhalde kurultay marşları çalıyor, duymuyor.
"Yahu kaldırım" diyoruz… Gözleri koltuk hesaplarından dünyayı görmüyor.
"Vatandaş isyanda, feryat figan" diyoruz… Bizimki sanırsın dünyayı kurtaran kahraman, hiç oralı olmuyor!
Varsa yoksa bir tavır, bir eda: "Küstüm de küstüm!"
Yahu Şehrül-Emin, gözünü seveyim gel otur hele şöyle… Neye küstün, niye küstün, kime küstün? Soruyorsun, onu da bilmiyor.
Aslında bilmez olur mu? Biliyor bilmesine de bizim bunu bilmediğimizi biliyor! Bütün derdi, tasası yukarısı…
Kulakları ilçede ama gözleri gizlice CHP’deki kurultay hesaplarında, koltuk delegelerinde. Ne de olsa eski futbolcu; sahayı kesmeyi, ofsayt tuzağı kurmayı, hizmet talebi gelince de topu taca atmayı pek iyi oynar!
Neyse, biz sahadaki skora bakalım. Ortada hizmet yok diyoruz, inanmıyor. Yahu huysuzluktan değil, matematikten söylüyoruz; bak neredeyse 7,5-8 yıllık hizmet süren bitti, gitti! Şapkayı önüne koyup hiç düşündün mü acep?
Mesela bir önceki dönemle, bir yatırım envanteri, bir araç kıyaslaması yaptınız mı? Gerçi araç almamakta da kendince haklısın şimdi, hakkını yemeyelim. Mazallah senin bu parlak stratejik planlama vizyonunla o araçların da lastikleri patlar, bakımsızlıktan pert olurdu muhtemelen tam da bu dönem!
Hazır araçlar demişken…
Geçen gün Ankara’dan kıymetli bir dostum geldi. Şöyle tarihi havayı soluyalım diye Odunpazarı’nda Alaaddin Camii’nin önünden geçiyoruz. Bir baktım, Odunpazarı Belediyesi’nin otobüsü geçiyor; Başkan ne güzel kaplatmış otobüsü, pırıl pırıl, ilçesini gururla tanıtıyor.
Ya Sivrihisar’ın otobüsü? Onu da gördüm, aynı şekilde estetiğe, görsele önem vermiş, buram buram prestij kokuyor.
Sonra döndük bizim tarafa…
Seyitgazi durağından Arapören’e doğru geçerken şöyle bir beş dakika yol üstünde beklemek durumunda kaldık. Bir de ne göreyim? Bizim Belediyenin minibüsü, araçları boynu bükük geçiyor. O üstündeki kaplamalar kalkmış, renkler solmuş, resmen canı çekilmiş araçların.
Muhtemelen bir önceki dönemden alınan araçlar ve o günden beri bir fırça boya, bir kat cila yüzü görmemişler, yaşlılıktan emeklilik bekliyorlar. Biz de kalkmışız saf saf "Teknik araç lazım, iş makinesi lazım, talep edelim" diyoruz. Yahu adam eldeki mevcut minibüsün kaplamasını yenileyecek, ona bir estetik katacak bakışı bile canlandıramamış içinde, biz neyin makinesini istiyoruz? Kazma kürek, süpürge tava neyimize yetmiyor!
Araçların hali böyle de, o araçların ilçeye girdiği yolun hali çok mu farklı sanki?
Her gün binlerce yabancı aracın vızır vızır geçtiği o ana yoldan, Ak Köprü’den itibaren sağıma soluma baka baka geldim. Vallahi içim sızladı, düşündüm… Atalarımız boşuna dememiş; "İnsan kıyafetiyle ağırlanır, bilgisiyle uğurlanır" diye. Bir ilçenin kıyafeti, onun girişidir, vitrinidir yahu!
Bizim ilçenin girişine bakıyorsun; ne bir düzen var ne bir nizam. Yol boyunca kaldırımların esamesi okunmuyor; olan yerlerde de hurda yığınları kaldırımda sergi açmış, volta atıyor! Tam bu manzaraya bakıp dertlenirken, kafamı bir kaldırıyorum; yol kenarlarındaki billboardlarda Şehrül-Emin’in boy boy, endamlı fotoğrafları arz-ı endam ediyor.
Maşallah, sanırsın belediye başkanı değil, Hollywood jönü!!! Ama insan o billboardlardaki parıltıya bakıp sonra da yolun çamuruna dönünce, rahmetli Kemal Sunal'ın meşhur Kibar Feyzo filmindeki o repliği mırıldanmadan edemiyor: "Ağam bizle eylenir!"
Vallahi durum tam olarak budur; Şehrül-Emin yukarıyı keserken, bizimle de inceden "eyleniyor!"
Eylensin eylenmesine tamam daFakat bu gidişatın sonu, sinemadaki bir diğer şaheseri, Züğürt Ağa’yı getirecek önümüze diye korkuyorum. Hani o filmde basiretsizlikten ve ilgisizlikten canı çekilen köyün girişine o meşhur tabela asılıyordu ya: "Satılık Köy: Haraptar!" diye...
İşte o hesap! Ak Köprü’den Dörtyol’a kadar olan virane manzaraya bakınca, insan kendini bir an belediye başkanının değil de Züğürt Ağa’nın "Haraptar" köyüne girer gibi hissediyor! İlçe girişi o kadar dökülüyor, o kadar sahipsiz duruyor ki; dışarıdan gelen adam ilçenin içine girip bir çay içmeyi bırakın, "Aman, bir an önce şu terk edilmiş yerden kendimi kurtarayım" der gibi gaza basıp geçiyor! Neyse ki yukarıda, tepede koca bir tarih, Seyyid Battal Gazi Külliyesi tüm ihtişamıyla göreni kendine hayran bırakıyor da, ilçenin asaletini tek başına kurtarıyor. Şehrül-Emin olarak o asalet kapısına layık bir eşik bile olamadınız ya, ne diyeyim...
Halbuki istense, birazcık memleket gayreti gösterilse ne güzel işlenir burası varya… İlçe giriş kapısından tutun da, binaların o dökülen dış cephelerinin Odunpazarı evleri gibi restorasyon sağlıklaştırılmasına kadar her şey yapılır. Şöyle girişe yakışır şirin bir şelale, modern ışıklandırmalar, göze hitap eden estetik bir süs havuzu, güzel kaldırım ve peyzaj falan yapılsa, ilçe resmen pırıl pırıl, cana yakın bir çehreye kavuşur.
Bak, buranın da üstünü bir kez daha kalın çizgilerle çiziyorum; sakın ola ki o vizyonsuz, kolaya kaçan, klasik yollara döşenen kilit taşlarını getirip de kaldırımlara döşemeye kalkma! "Yola da aynı taş, kaldırıma da aynı taş, ne fark eder" dersen, vallahi de billahi de o taşları tek tek başına kakarım!
Giriş dediğin prestij kokar; oraya yakışan modern, şık kaldırım karoları döşenecek! Öyle göstermelik, üstünkörü, "idare bültenleri" işleriyle Seyitgazi’nin gözünü boyayamazsın. O Dörtyol’dan sanayiye kadar sağından solundan çiçeği, böceği fışkıran örnek bir ilçe girişi yapmak çok mu zor Allah aşkına? Yoksa çiçek dikmeyi de mi kurultay kararına bağladınız?
Unutmadan!
Peki o duraklar...Dörtyol’daki otobüs bekleme durağı ne öyle yahu? Allah aşkına bir dönün bakın; karpuz sergisi mi, kavun tezgahı mı, yoksa otobüs durağı mı belli değil! Muhtemelen makam odasındaki klimanın serinliğinden dışarı pek çıkmıyorsun tamam da, bari arabanın camından kafayı uzat da bir bak!
Koskoca ilçenin en merkezi, en can damarı yerinde, yazın sıcağından kışın ayazından koruyacak vizyoner, şık, güzel bir tane bile durak olmaz mı? Şöyle klimalı bir şey yapsan, kışın o ayazda, yazın o kavurucu sıcakta yaşlımız, gencimiz, çoluğumuz çocuğumuz orada rahat etse fena mı olur?
Ah Şehrül-Emin’im ah, senin ilçe hayalin klimalı durağa yetse zaten araçlar o halde gezmezdi...
Şu araçlar Eskişehir’e o dökük halleriyle gidip geliyorsa bu ilçeye yakışmıyor, Seyitgazi böyle temsil edilmez! Yok eğer utancından gitmiyorsa, ilçede saklanıyorsa yine yakışmaz, Seyitgazili bu muameleyi hak etmez.
Açık konuşalım; eğer kafanda gizli bir "İlçeyi Köyleştirme Projesi" varsa, tebrik ederim, çok doğru yoldasın, hatta ödüllük bir performans sergiliyorsun! Yok, niyetin bu değilse, o zaman sınıfta kaldın, çok eksiksin, olmuyor!
Ama bak, olmuyorsa da hiç endişe etme. Memleket sevdamızdan, lafı gediğine koyma huyumuzdan bir şey eksilmedi. Ben beş kuruş almadan, gönüllü olarak olarak yanındayım. Yeter ki kulaklarını aç ve beni iyi dinle:
Sahada top koşturmaya, delege saymaya benzemez belediyecilik. İyi bir yönetici misin, iyi bir idareci misin, iyi bir öğretmen misin? Onu bilemem, o öğrencilerinin, personelin ve halkın takdiridir.
Ama iyi bir Şehrül-Emin olmak istiyorsan, şimdiye kadarki o taktik tahtasını komple sil kafandan.
Hadi bakalım, sıva kolları, birlikte baştan başlıyoruz! Korkma, sen yine o çok sevdiğin koltuğunda otur, dışarı çıkıp yorulma, keyfine bak; ama bu sefer Aşkar’ın nasihatlerine kulak ver ki, günün sonunda kazanan senin kurultay hesapların değil, Seyitgazi olsun!
Şimdiden diyeyim; dijital çağın o her şeyi "tık" hızıyla tüketmek isteyen sabırsız okuyucusuna kıyasla biraz uzun yazdığım doğrudur. Ama ne yapalım, bu memleket yolu zahmetlidir.
Başı zahmet ise sonu da rahmettir! Biz de o rahmete talibiz. Bu yüzden lafı kısaltıp meseleyi geçiştirecek halimiz yok; benimle bu uzun, dertli ama sevda dolu yolculuğa katlananlarladır gönlüm!
Aşk, Sevgi ve Saygılarımla...
YORUMLAR
Sevgili dostum Aşkar. Merhaba. Şimdi bizim şehrül -emin bunu okur ise yine klâsik cevapları duyarız. Bakarız, hallederiz, haftaya. 😀. şehrül -emin profesyonel bir vurdum duymaz. Bunu profesyonelce yapar. En az 6 ay düşünür. Ona kimse birşey yaptıramaz. İstediğini yapar. İstediğine küser. Düğünlerde bile yardımcıları onunla beraber gezmiyor artık. Herkez bıkmış. Ne insiyatif alabiliyor, ne bı harcama yapabiliyor. Hep projeler kağıt üzerinde hemen imzalanıyor ortada bir icraat yine yok. Bir ilçe vasifsizca ve vizyonsuzca ancak böyle yönetilir. Zaten seyitgazide yaşamayan bir şehrül -emin buranın sorununu nasıl bilsin görsün. Ancak çarşı içi yolları nikah kıymaya giderken görüyor. Her gün arazöz çarşıyı suluyor, sularken daha çok toz kalkıyor, yakında heryer ot çimen olacak. Yani Aşkar bu şehrül-emin den ne köy olur ne kasaba. Onun için çok nefes ve mürekkep tüketmeye gerek yok. Biz yeni sayfalar açıp bu caaanim ilçeyi bu memletin çocuğu olmayanlardan kurtarmaliyiz. Selamlar saygılar