“YAHU AŞKAR, HEP BİZİM BAŞKANI ELEŞTİRİYORSUN DA...

26 Haz 2026 - 12:29 YAYINLANMA

Geçen gün bizim yazıyı yüksek sesle okuyan emekli muhtar, gözlüğünün üstünden arkasını döndü; bıyık altından gülerek lafı gediğine koydu:

 

​"Yahu Aşkar, diline, kalemine sağlık da… Bizim Belediye Başkanı’nı, belediyenin icraatlarını yeri geliyor inceden iğneliyorsun, yeri geliyor en sert yazıları döşeniyorsun. Sonra da kalkıp aynı adama ‘Şehrül-Emin’ unvanını yakıştırıyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?" dedi.

 

​Bakın dostlar, bu sual sadece bizim muhtarın değil, eminim Seyitgazi meydanında, çay ocaklarında oturan, pek çok okurumuzun da aklından geçiyordur. Madem sordunuz, gelin Aşkar’ın kalemiyle bu meselenin de şifresini çözelim, içinizi ferahlatayım.

​Evvela şunu kafalarda netleştirelim: Ben belediye başkanına "Şehrül-Emin" derken, şimdiki başkanın şahsına, siyasi görüşüne ferman çıkarmıyorum, ona övgüler dizmiyorum; aksine o koltuğun, o makamın kutsiyetini, o omuzlara yüklenen o ağır vebali her Allah'ın günü onun yüzüne hatırlatıyorum.

Yani adama "Sen dört dörtlük bir Şehrül-Eminsin" deyip sırtını sıvazlamıyorum; "Bak efendi, sen o koltukta oturduğun müddetçe bu halkın Şehrül-Emini olmak, o güvene layık kalmak zorundasın!" diye inceden kulak büküyorum.

​Bizim Seyitgazi küçük yerdir, birbirini kollayan insanların diyarıdır. 51 mahallemizin her birini; Taşlık'tan Numanoluk'a, Gemiç'ten en uzak köşesine kadar toprağını, taşını, insanını avcumun içi gibi bilirim. Burada herkes birbirini tanır, herkes birbirinin halinden haberdar olur. Kimin evinde tencere kaynamıyor, kimin çatısı akıyor, kim belediyenin kapısından boynu bükük, derdine derman bulamadan dönüyor... Haberi ilk bize gelir, bizim kulağımıza fısıldanır. İşte tam da bu yüzden, o koltukta kim oturursa otursun, siyasi rengi ne olursa olsun, benim kalemimin tam hedefindedir. Çünkü onun omuzundaki yük, sadece resmi bir evraka fiyakalı bir imza atmak değil; Seyitgazi’nin tüyü bitmemiş yetiminin, doğmamış çocuğunun hakkını korumaktır.

​Ben başkanı eleştiriyorsam, bu ona olan düşmanlığımdan ya da siyasi bir garazımdan değil, bilakis o makamın taşıdığı büyük hürmettendir. Eğer biz fikir işçileri yerel yöneticileri sadece öve öve göklere çıkarırsak, onlara iyilik yapmış olmayız. Aksine, etraflarını saran, gözlerini kör eden o dalkavuk çemberinin içine bir tuğla da biz koymuş oluruz. Derim ki Başkanlar, kendilerine sürekli methiyeler düzenlerden değil; eksiklerini, yanlışlarını, halkın feryadını yüzlerine vuran Aşkar’dan feyz alsınlar. 

Ve Korkmasınlar... Aşkar’ın yazılarından kendilerine bir hisse kapsınlar.

​Bizim eleştirilerimiz yıkmak için değil, yapmak içindir; bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek içindir. Seyitgazi’nin imarından turizmine, çöplerinin toplanmasından çevresinin temizliğine, köstebek yolundan, araçlarına, Develik Hanı'nın boynu bükük tarihinden sokaktaki sahipsiz canlara kadar nerede bir aksaklık, nerede bir ihmal görsek, Şehrül-Emin’e açık ihbarda bulunuyoruz.

​"Bak başkan, buraya bakmıyorsun; buradaki garibin, buradaki esnafın sesini duymuyorsun" diyoruz. Çünkü Şehrül-Emin demek, hatasız kul demek değildir; hatası uyardığında, yüzüne söylendiğinde dönüp düzelten, halkın sesine kulak tıkayıp lüks makam odasındaki kibir kulesine çekilmeyen adam demektir. 

Küsmeyen adam demektir!

Eğer biz Belediye Başkanı’nı hiç eleştirmezsek, her yaptığına "eyvallah" deyip şakşakçılık yaparsak, o zaman o makamın adı "Şehrül-Emin" kalmaz, "Koltuk Emirliği"ne döner. Bizim derdimiz koltuk sahiplerinin şahsıyla değil, o koltuğun hakkıyla, adaletle verilip verilmediğiyle.

Netice-i kelam dostlar...

​Ben eleştirmeye, yeri geldiğinde o tatlı canları sıkacak can yakıcı sorular sormaya aynı kararlılıkla devam edeceğim. Ne zamana kadar mı? 

O makamın sahibi;

​Belediyenin bütçesini kendi parasıymış gibi kılı kırk yararak harcayana,

​51 mahallenin her birindeki yetime, dula, yaşlıya bizzat elini uzatana,

​Belediyenin kapısını vatandaşa "Tepe"den bakan bir gardiyan odası değil, halka hizmet eden bir garson kapısı yapana kadar!

Çünkü biz Seyitgazi’yi de, bu toprakların her bir helal süt emmiş insanını da canımızdan çok seviyoruz. Ve çok iyi biliyoruz ki; Hak da halk da eninde sonunda o hesabı sorar. 

 

Unutmayalım ki makamlar geçicidir, o parıltılı koltuklar gün gelir altınızdan kayar gider; geriye sadece kubbede hoş bir seda ya da ağır bir beddua kalır. O koltuklarda yenilen kul hakkının, yetim hakkının hesabı ise hem bu dünyada burunlarından fitil fitil gelir hem de ruz-i mahşerde baki kalır.

​Rabbim tüm şehirlere, tüm ilçelere koltuktan güç alıp kibirlenen değil, oturduğu koltuğa şeref, adalet, merhamet ve emanet bilinci katan, halkına gardiyan değil garson olan gerçek Şehrül-Eminler nasip etsin.

Bizimki sadece o büyük hesap gününden önce, bu dünyada kulaklara küpe olacak küçük bir dost uyarısı, bir memleket sevdası...

Dedik ya makamlar, vatandaşa tepeden bakma, kaş çatıp kibir satma küsme yeri değildir. Şehrül-Emin dediğin, Hadimü’l-Haremeyn mantığıyla çalışır. Yani "Ben bu şehrin ağasıyım" demez, "Ben bu şehrin en büyük hizmetkârıyım" der. 

Neyse ne demek istediğimi okuyanlar %100 doğru anlamıştır!

Sağlıcakla, emanete ihanet etmeyenlerle, adaletle yönetilenlerle...

AŞKAR

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: